Turls in America
HomeAnalysisLast-4Sultan Abdülhamid’in Başkan Roosevelt’e gönderdiği hediyeler ve ABD’deki son elçisi Mehmed Ali Bey

Sultan Abdülhamid’in Başkan Roosevelt’e gönderdiği hediyeler ve ABD’deki son elçisi Mehmed Ali Bey

Sultan Abdülhamid’in Başkan Roosevelt’e gönderdiği hediyeler ve ABD’deki son elçisi Mehmed Ali Bey

1908 Jön Türk Devrimi, Osmanlı topraklarındaki etkisi kadar, İmparatorluğun son 30 yıllık dış siyaseti bakımından oldukça önemli bir değişim yaratacaktı. Batı devletleriyle ilişkilerde yaşanan değişimin yanı sıra, dış temsilciliklerde de yeni bir döneme giriliyordu. ABD’deki Osmanlı Elçiliği ve New York Konsolosluğu’nda da Temmuz ayında hareketlilik başladı.

1800’lü yılların başında ABD ile ilişkiler başlamış, özellikle Sultan I. Abdülmecid döneminde iki devletin arasındaki diplomatik ilişkiler oldukça iyi duruma gelmişti.  Sultan Abdülhamid döneminde ise 1881 ile 1885 yılları arasında ABD’nin Osmanlı’daki elçisi olarak görev yapan, Sultanın yakın arkadaşı, bazen de danışmanı haline gelen Lew Wallace sayesinde ABD ile ilişkiler en iyi dönemine girmişti. Lew Wallace, Kongre Üyesi Abram Stevens Hewitt ile ziyaretine geldiğinde Abdülhamid şöyle demişti: “Amerikan halkına karşı büyük muhabbet duyuyorum, çünkü İmparatorluğuma karşı herhangi bir kötü niyetleri veya tuzakları yok.”

Sultan Abdülhamid, ABD’ye karşı ilgisini ve sevgisini de gerçekten de pek çok kez göstermişti. Amerika’nın 19. Yüzyıl’da yaşadığı en büyük doğal afet olan Johnstown sel felaketinde ilk yardım gönderen hükümdarlardandı. Elçi Lew Wallace ABD’ye döndükten sonra gönderdiği hediyeler, Abram Stevens Hewitt aracılığıyla Kongre Kütüphanesi’ne bağışladığı 300’ü aşkın kitap ve daha sonra da yine Kongre Kütüphanesi’ne gönderdiği 2.000’e yakın fotoğraftan oluşan albümler, ABD ile ilişkilere verdiği önemi kanıtlıyordu.

Hereke’de Sultanın himayesinde dokunan halılar

Temmuz’da gerçekleşen Jön Türk devriminin hemen öncesinde, Nisan ayında, yine o güne kadar ABD ile ilişkilerde hiç gerçekleşmemiş bir olay yaşanacaktı. Amerika’nın gelmiş geçmiş en önemli siyasetçilerinden 1901-1909 yıllarında ABD Başkanlığı yapan Theodore Roosevelt, bugüne kadar bir Osmanlı Sultanından ABD başkanının almadığı bir hediye alacaktı. 1908’de Amerikan gazeteleri “Roosevelt’e Sultanın Hediyesi” başlıklarıyla bu hediyenin gelişini şöyle anlatmıştı:

“ABD ile dostluğunun bir delili olarak Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’den Başkan Roosevelt’e hediye gelen oldukça değerli ipek halılar bugün buraya (Washington’a) ulaştı. Binlerce dolar değerindeki halılar, Sultanın İstanbul yakınında bulunan Hereke Fabrikası’nda dokunurken Sultan bizzat ilgilendi.”[1]

Bahsedilen Hereke Fabrikası, 1845’te Hereke Fabrika-i Hümâyûnu adıyla faaliyete geçen ve 1891 yılında yüz adet yeni tezgâhla Abdülhamid’in himayesinde Sivas, Ladik ve Manisa’dan getirilen ustalarla halı üretimine başlayan fabrikaydı. Kuruluşundan kısa bir süre sonra Avrupa’da prestijli bir markaya dönüşmüş, Viyana, Lyon, Brüksel ve Torino’da büyük ödüle layık görülmüştü. Osmanlı sarayındaki devasa halılar burada üretiliyordu.

Bu çok değerli ipek halılar, öncelikle 1810 Calvert Street NW’de bulunan Osmanlı Sefaretine 19 Nisan 1908’de ulaşmış, ABD Dışişleri Bakanlığı’na halıların alındığı ve birkaç gün sonra gerçekleşecek bir törenle Başkan Roosevelt’e Elçi Mehmed Ali Bey tarafından takdim edileceği bildirilmişti.

Yalan haberle ABD ile Osmanlı savaşın eşiğine geliyor

Büyükelçi John George Alexander Leishman

Bu hediyelerin arkasında Abdülhamid ile Roosevelt arasında bir süredir cereyan eden tatsız bir dönem vardı. 1900’lerin başında Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde bulunan Amerikan misyonerleri ve okulları hakkında problemler baş göstermişti. Bunların üzerine Beyrut’taki Konsolos vekili William C. Magelssen’e bir süikast düzenlendiği ve öldürüldüğü hakkında ABD Sefiri John G. A. Leishman’ın gönderdiği telgraf ve New York Times’ta yayınlanan haberle bunu fırsat bilen Roosevelt, Beyrut’a Amerikan savaş gemilerini gönderecek, kriz daha da tırmanacaktı.

Oysa konsolos vekiline ne suikast düzenlenmiş, ne de yaralanmıştı. Hariciye Nazırı Ahmet Tevfik Paşa, Leishman’a gönderdiği telgrafta Konsolos Vekilinin hayatta, Beyrut’taki güvenliğin de tam olduğunu haber verdi. Beyrut’ta gece yarısı bir düğün alayından dönüş yolunda havaya ateş açılmış, Konsolos Vekili bunun kendisine yönelik bir saldırı olduğunu düşünmüş, Beyrut Konsolosunun bu konuda gönderdiği telgraf sonucunda çıkan kriz büyümüştü. Tevfik Paşa, Leishman’a telgrafını şöyle tamamlamıştı:

“Sefir Bey, yukarıda yazdığım gerçekleri okuduğunuzda olayın adı geçen temsilciye yönelik herhangi bir saldırı olarak düşünülemeyeceğini kabul edeceğinize, Washington’a gerekli telgrafları göndererek durumu tekrar yoluna koyacağınıza inanıyorum.”[2]

ABD Sefaretinin Büyükelçilik statüsüne yükseltilmesi  

İzzet Holo Paşa

Yaşanan gerginliklerin üzerine, dış politikadaki “Büyük Sopa” olarak da bilinen agresif tutumuyla tanınan Başkan Roosevelt protokollere aldırmayarak İstanbul’daki sefirini 1906’da büyükelçi statüsüne yükseltti. Bunun nedeni, Leishman’ın son yıllardaki krizler sırasında Sultan Abdülhamid’le görüşme isteklerinin oldukça uzun zaman alması, Osmanlı İmparatorluğu’nda büyükelçilik statüsünde temsil edilmenin gerekliliği konusunda Leishman Roosevelt’i ikna etmesiydi.

Abdülhamid, Washington’daki Osmanlı Sefirini büyükelçi konuma getirmekte isteksizdi. Ancak Eylül 1907’de Osmanlı’nın Washington sefaretinin de büyükelçilik olarak değişmesi için ilk adım, Abdülhamid’in sağ kolu, Şam doğumlu veziri İzzet Holo Paşa’nın oğlunun Washington’a atanmasıyla atıldı.

Mehmed Ali Bey, babasıyla birlikte Şam’dan İstanbul’a gelip, Galatasaray Lisesi’nde okumuş, daha sonra Paris’te Hukuk Fakültesini bitirmişti. 22 Ekim 1907’de Washington’a eşi ve beş çocuğuyla ulaştığında gazetelere babasının Büyükelçi Leishman’la iyi arkadaş olduğunu, İngilizce bilmediğini ama öğrenmesinin uzun zaman almayacağını, kızının ise iyi derecede İngilizce bildiğini söylemişti.[3]

Nisan 1908’de Sultandan gelen hediye ipek halılar, Roosevelt ve Abdülhamid arasında artık gerilimin de sona ereceğine işaret ediyordu. Ancak Temmuz ayında Jön Türk Devrimiyle düzeltilmeye çalışılan ilişkiler yarıda kalacak, İzzet Paşa 27 Temmuz’da İngiltere’ye kaçmak zorunda kalmasıyla ilişkilerin seyri değişecekti. Oğlu, Washington Sefiri Mehmed Ali Bey 11 Ağustos’ta görevden azledildi ve yerine Elçi atanana kadar New York Konsolosu Münci Bey Maslahatgüzar olarak Washington’da görevlendirildi.

Washington’da gergin günler…

New York Konsolosu Münci Bey

Washington’da görevden azledildiğinin haberini alan Mehmed Ali Bey, aynı gün Suriyelilerle sefarette bir toplantı düzenlemiş, burada kendisine New York Konsolosu Münci Bey’in kendisine karşı komplo düzenlediği bildirilmişti.[4] Münci Bey, ateşli bir İttihatçıydı ve Mehmed Ali Bey’e karşı New York’taki Türkleri kışkırtıyordu.

Münci Bey’e Hariciye Nezareti’nden bir an önce Washington’a giderek göreve başlaması emri geldiğinde, 12 Ağustos’ta 1810 Calvert Street’deki sefarete geldi. Osmanlı sefareti ve konsolosluğundaki gelişmelere yakın takibe alan gazetecilere verdiği demeçte Mehmed Ali Bey’le görüşmesinde kendisine hasta olduğunu belirttiğini söylemiş, bunun doğru olup olmadığını sorulduğunda “tabii ki hasta değil” cevabını vermişti. Kendisiyle el bile sıkıştığını, bir süre daha Washington’a taşınmayacağını anlatıyordu.[5] 

Ancak kısa bir süre kalıp New York’a döndüğünde Mehmed Ali Bey ve İzzet Paşa hakkında kışkırtmalarına, gazetelere karalayıcı demeçler vermeye devam ediyordu. Hatta İzzet Paşa’nın ABD’ye kaçtığını düşündüğünü, peşini bırakmayacağını bildiriyordu. Gazeteciler Münci Bey’e yeni hükümetin kendisini büyükelçi yapmayı düşünüp düşünmediğini soruduğunda, bunun umurunda olmadığını, kendisinin 18 yıllık gazeteci olduğunu ve ülkesine dönüp gazetecilik yapmak istediğini belirtiyordu.

Sultanın son elçisinin Amerika’dan ayrılması ve Suriye Cumhurbaşkanı olması 

Mehmed Ali Bey, New York’tan ölüm tehditleri içeren isimsiz mektuplar almaya başladıktan sonra hayatından endişe duymaya başlamıştı.[6] Gazeteciler, New York Konsolosu Münci Bey’e bu tehditleri sorduğunda, alaycı bir tavırla “bir kaç şakacı Türk yapmıştır, ciddi bir şey değil” diyordu.

Mehmed Ali Bey nihayet 19 Ağustos gecesi Amerika’yı terk etti. Ailesinin Türkiye’den ayrılmasıyla kendisi de onlarla birlikte Avrupa ve Mısır’da bulunduktan sonra 1920’de Şam’a döndü. 1922’de Maliye Bakanı, 11 Haziran 1932’de bugünkü Lübnan topraklarını da içerisinde bulunduğu, Fransız mandası altındaki Suriye’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.  1936’da görevden kendi isteğiyle ayrılıp Paris’e taşındı ve 3 sene sonra 72 yaşında hayata gözlerini yumdu.

[1] Great Falls Tribune, 20 Ağustos 1908.

[2] Tevfik Pasha to Mr. Leishman, 31 Ağustos 1903. Papers Relating to the Foreign Relations of the United StatesUnited States. Department of State.

[3] Muncie Evening Post, 23 Ekim 1907.

[4] The Morning News, 12 Ağustos 1908.

[5] Aykut Kansu, 1908 Devrimi, İletişim Yayıncılık; Star, 13 Ağustos 1908.

[6] Detroit Free Press, 15 Ağustos 1908.

 

Share With:
Rate This Article

isilacehan@turksinamerica.com

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.