Turls in America
HomeAnalysisFirst-3Amerika’daki ilk Türklerin kahvehaneleri ve Miami’de bir “Boza macerası”

Amerika’daki ilk Türklerin kahvehaneleri ve Miami’de bir “Boza macerası”

Amerika’daki ilk Türklerin kahvehaneleri ve Miami’de bir “Boza macerası”

ABD’ye 1900’lerin başında göç eden Türklerin önemli bir kısmı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen diğer göçmenler gibi, Michigan’da bulunan Detroit şehrine yerleşmişti. “Motor City” lakabıyla da anılan Detroit ve çevresine yerleşmelerinin en önemli nedeni buranın otomotiv endüstrisiydi. Bu sektörün başında da “Büyük Üç” diye adlandırılan Ford, General Motors ve Chrysler şirketleri geliyordu.

1900’lerin başında faaliyete başlayan Ford Fabrikası’nın özellikle göçmen işçi çekme konusunda oldukça büyük rolü vardı. Henry Ford’un fabrikada ödediği ücretlerin yüksek olması, işçilere yine o zaman yüksek bir yevmiye olan 5 dolar ödeme politikasını başlatması, buraya pek çok göçmenin gelerek çalışmasına neden olmuştu.

Detroit’te Türkler, Yunanlılar, Rumlar, Osmanlı Yahudileri adeta bir küçük Osmanlı dünyası yaratmıştı. Özellikle şehrin merkezinde ve Ford fabrikasının yakınında bulunan St. Antoine sokağı bir Türk şehri gibiydi.

1946-1948 yıllarında Amerika’da geçirdiği zamanda Detroit’te Osmanlı döneminde ABD’ye gelmiş göçmenlerle de röportajlar gerçekleştiren Hikmet Feridun Es, bu sokağı şöyle anlatıyor:

“St. Antoine sokağında belki Büyükada’dan ve Kurtuluş’tan daha fazla Türkçe konuşulur. Bir kahve görürsünüz ki tabelasında çaprazlama Türk-Amerikan bayrağı vardır. Biraz ilerleyiniz, İstanbul Lokantası, daha ötede Konya Kıraathanesi, Amerika’daki Türklerin Çocuk Esirgeme Kurumu ve nihayet eski Hilal-i Ahmer (Kızılay) cemiyeti. St. Antoine sokağı, bir İstanbul sokağından farklı değildir. Köşede büyük bir bakkal, üzerinde bir Türk ismi: Nuri Çavuş!…”

Ekseriyetle Türklerin iş yerlerinin ve kurumlarının bulunduğu St. Antoine sokağında, Rumlar, Yunanlılar ve Yahudiler de iş yeri ve kahvehaneler işletmekteydi.

Bu sokakta ve Ford fabrikasının çevresinde bulunan Türk kahvehaneleri, Osmanlı’dan gelen göçmenlerin bir araya gelme, memleketten haber alma, mektup adresi, gazete okuma yerleriydi.

Rumi’nin kahvehanesi

Bu kahvehanelerin en meşhuru da fabrikanın karşısında bulunan, akşam işten çıkan Türklerin buluştuğu “Rumi’nin kahvesi” idi. Es, burasının akşamları tıklım tıklım olduğunu, Pazarları ise oturacak yer bulunmadığını aktarmıştır.

Bazen düğünler ve resmî toplantılar da burada yapılır, aynı zamanda Türk yemekleri de sunan kahvehanede küçük ziyafetler verilirdi. Es, burasının Amerika’da en iyi alaturka yemek yapılan lokanta olduğunu, bir nevi bir kulüp olduğunu belirtmiştir. Ford ve civarında çalışan Türklerin mektuplarının hemen hepsinin geldiği adres Rumi’nin kahvehanesiydi.

ikmet Feridun Es’in Detroit’e gelişi büyük bir sevince neden olmuş, en çok da memleketlerinde merak ettikleri şeyleri sormak üzere Pazar günü herkes Rumi’nin kahvehanesinde toplanmıştı.

“Paralarımız basıldı basılalı belki bu kadar büyük alâka uyandırmamıştır”

Es, belki 30-40 yıldır memleketlerinden uzaktaki Türklerin, Türkiye’de akrabaları olması ve kendilerinin de Türk vatandaşı olmalarına rağmen, hiç Türk parası görmemiş olduklarını aktarır. Dolayısıyla en çok merak ettikleri şey de Türk parasıdır. Es’in yanında para olup olmadığını sorarlar, Türk parasını göstermek için cüzdanı açarken heyecanlanırlar. O gün yaşadıklarını şöyle aktarmıştır:

“Yanımda iki on liralık ile bir beş liralık vardı. Paralar emsalsiz bir dikkat, alâka ve merakla mütemadiyen elden ele dolaştı. Üzerlerini okuyorlar, eski on liralıkların içinde hayal halinde, kağıdın hamuruna yapılmış Gazi’nin resmini görmek için ışığa tutuyorlardı. Birer liralıkları sordular. Yanımda bulunmadığına hem ben üzüldüm, hem onlar… Paralarımız basıldı basılalı belki bu kadar büyük alâka uyandırmamıştır. Kendilerinin bu hâlini seyrederken bu vatandaşlara karşı uzaktan gösterdiğimiz derin alâkasızlığa utandım…”

Hikmet Feridun Es haklıydı. Amerika’daki göçmen Türkler Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı ve özellikle Kurtuluş Savaşı’nda memleketleri için büyük miktarda maddi yardım göndermiş, kimileri tüm birikimlerini bağışlamıştı. Hem savaş sırasında, hem de daha sonra Kurtuluş Savaşı yetimleri için yetimhane kurulmasında büyük payları vardı. 1930-40’lı yıllarda Türkiye’ye yapay solunum cihazı ve röntgen cihazı da göndermişlerdi. Hatırlanmak ve memleketleriyle bağlarını göstermek istiyorlardı, ancak unutulmuşlardı…

Hikmet Feridun Es’in gelişinden sonra onları en çok heyecanlandıran 1954’te Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ABD ziyaretiydi. Whiting, Indiana’da bulunan Türk Kızılay Derneği’nin Bayar’ı davet etmesiyle Cumhurbaşkanı programını değiştirmiş, Türkler’in gösterdikleri çabayla kendisine şehrin anahtarı Belediye Başkanı tarafından takdim edilmişti.

Miami sokaklarında boza!

Türklerin bir araya geldikleri kahvehanelerde Amerika’da yaşayan Türklerin başına gelen pek çok eğlenceli hikâye de anlatılıyordu. Rumi’nin kahvehanesinde Türkler bir film bile çekmişlerdi.

Bu kahvehanedeki Türk göçmenlerden Erzurumlu Şakir de başından geçen ilginç olaylardan birisini Es’e anlatmıştı.

Bu olay, ABD’de yaşayan ve 1940’larda Miami’ye yerleşen Şakir’in, yine bir Erzurumlu olan arkadaşı Rahmi ile başlarından geçen boza macerasıdır.

Pek fazla Türk’ün bulunmadığı Miami’de Rahmi’nin bir gün canı boza çekmiştir. Öyle çok boza istemiş ki bulsa bir bardağına 100 dolar veririm diyecek duruma gelmiştir.

Bir gece Rahmi evde tam yatmaya hazırlanırken dışarıdan bir ses duyar: “Ekşi bozaaaa. Ekşi de var, tatlı da vaaar. Bozaaaa… Vefanındır…”

Rahmi ilk başta bir kulak yanılması yaşadığını düşünmüş, ancak dikkatlice bir kez daha dinleyip, aynı ses bir kez daha “bozaaa” diye bağırınca pijamalarını bile tam geçiremeden kapının önüne fırlamıştır.

Ancak Bozacı yerine sokağın köşesinde bağıranın arkadaşı Şakir olduğunu görünce hayal kırıklığına uğrar. Canı çok boza çektiğini bilen arkadaşı ona bir şaka yapmak istemiştir. Ona daha çıkışmaya vakit bulamadan karşıdaki evlerin birisinden çıkan adamla tartışmaya başladığını görür.

Arkadaşı şöyle demektedir: “Vallahi billahi yalandan bağırdım, boza yok!”

Erzurumlu Şakir, arkadaşına yaptığı şakanın hikâyesini şöyle aktarmıştır:

“Sokakta bir kere Boza diye bağırdım. Hiçbir yerden ses çıkmadı. İkinci defa bağırınca bir pencere vuruldu. Gel! Dur! Sesleri… Ancak bunların hiçbirisi Rahmi’nin evinden değil! Uzakta köşedeki köşkten…

Ben, ‘boza kelimesini başka bir şey anladılar galiba’ derken köşkün kapısında iri yarı bir Amerikalı belirdi. Yarı Türkçe, yarı İngilizce: “Nereden buldun? Getir bakalım şu bozaları, doldur şu sürahiyi” demez mi! Meğer adam burada tanınmış doktor Acemyan imiş. Bozaya da bayılırmış. Üstelik o gece, vaktiyle Robert Kolej’de hocalık etmiş Amerikalı bir misafiri de varmış. O da bozayı pek severmiş…

Arkadaşıma muziplik yapayım düşüncesiyle ben dışarıdan bağırınca onlar Rahmi’den önce davranmışlar. Kendilerini aşağıya atmışlar. Bozam olmadığını, şaka yaptığımı anlatıncaya kadar akla karayı seçtim…

Amerika’da Türklerin yoğun bulunduğu yerlerde daha sonra boza işi yapanlar, hatta bundan servet edinenler de daha sonra olmuştur.

Share With:
Rate This Article

isilacehan@turksinamerica.com

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.